Siyasi Partilerin Kanunların Emredici Hükümlerine Aykırı Davranması Durumunda Yaptırım Uygulamakla Görevli Mahkeme Anayasa Mahkemesi Olmalıdır

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre siyasi partiler demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları kabul edilmiş, siyasi partilere diğer tüzel kişilere nazaran daha güçlü bir hukuksal koruma öngörülmüş, Anayasa Mahkemesi bu hususta görevli kılınmıştır.

Anayasanın 69’uncu maddesinin son fıkrasına göre “Siyasi partilerin kuruluş ve çalışmaları, denetlenmeleri, kapatılmaları ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmaları ile siyasi partilerin ve adayların seçim harcamaları ve usulleri yukarıdaki esaslar çerçevesinde kanunla düzenlenir.”

Bu düzenleme 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu ile yapılmıştır. Siyasi Partiler Kanununun 104’üncü maddesine göre “Bir siyasi partinin bu Kanunun 101 inci maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle o parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca re’sen yazı ile başvurulur. Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasi parti hakkında ihtar kararı verir.”

Siyasi Partiler Kanunu, siyasi partilerin kapatılmasını gerektiren kanuna aykırılıkları ve yaptırımlarını 101’inci maddede düzenlemiştir. Siyasi partilerin kapatılmasını gerektirmeyen kanuna aykırılık hallerinde izlenecek usul ise yukarıda aktarılan 104’üncü maddede düzenlenmiştir. Bu durumda siyasi parti hakkında uygulanacak yaptırım ihtar yaptırımıdır.

Siyasi Partiler Kanunundaki bu düzenlemeye göre her türlü kanuna aykırılık halinde başvuru merciinin Anayasa Mahkemesi olduğu açıktır. Uygulanacak yaptırım ise aykırılığın türüne göre kapatma/devlet yardımından yoksun bırakma veya ihtar kararıdır. Nitekim toplum yaşamındaki önemi nedeniyle Anayasa’nın özel bir hukuki koruma altına aldığı siyasi partilerin, genel kurul kararlarının denetimi yönünden dernekler ile aynı statüde kabul edilmesi Anayasa’nın mantığına aykırıdır.

Diğer yandan Siyasi Partiler Kanununun 121’inci maddesi “Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da uygulanır.” hükmünü haizdir.

CHP hakkındaki davalar bu maddenin yollaması ile Türk Medeni Kanununun 83’üncü maddesine dayalı olarak açılmaktadır. Bu maddede “Mahkemeye başvuru” ifadesi kullanılmış fakat görevli Mahkeme belirtilmemiştir. Usul hukukunda herhangi bir Mahkemenin özel olarak görevli kılınmadığı davalarda genel görevli Mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Ancak bizim görüşümüze göre Siyasi Partiler Kanunu’nun 104‘üncü maddesi her türlü kanuna aykırılıkta Anayasa Mahkemesini görevlendirmiştir.

Bununla birlikte Türk Medeni Kanununun 75, 84, 87’inci maddelerinde derneklerle ilgili bir kısım kararların verilmesinde sulh hakimi (Sulh Hukuk Mahkemesi) görevli kılınmıştır.

Öte yandan Dernekler açısından Sulh Hukuk Mahkemesinin açıkça görevlendirildiği bu hallerden 87’inci madde ile ilgili davalarda siyasi partiler söz konusu olduğunda 6216 sayılı Kanun m.3/1-d uyarınca Anayasa Mahkemesi kendisini görevli saymakta ve örneğin Türk Medeni Kanununun 87’inci maddesi kapsamında siyasi partiler hakkında “sona ermenin tespiti” kararlarını Anayasa Mahkemesi vermektedir (Anayasa Mahkemesi E: 2024/5 K: 2025/3 Tarih: 07.05.2025).

İlçe Kongreleri hakkında da yerleşik yargı uygulaması bu şekildedir. Liberal Demokrat Partisinin Beşikdüzü İlçe Teşkilatının kendiliğinden sona erdiğinin tespiti istemiyle Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan davada Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin E:2017/318 K:2017/332 sayılı kararında şunlar belirtilmiştir: “Bu durumda; TMK’nın 87 maddesinin parti ilçe kongresini süresi içinde yapmayan parti ilçe teşkilatları hakkında uygulanamaz. Çünkü; 2820 Sayılı Kanun’un 101. ve 104. Maddelerinde, siyasi partiler yönünden yaptırım uygulama yetkisi yukarıda da belirtildiği üzere bizatihi Anayasa Mahkemesi’ne tanınmıştır. Kongre yapılmamasının yaptırımı 2820 Sayılı Kanun’un 104 maddesinde düzenlenmiş olup bunun da müeyyidesi “Anayasa Mahkemesi tarafından ilgili Siyasi Parti’ye ihtar verilmesidir.” Siyasi Partilerin İl/İlçe Örgütleri ile ilgili olarak bunların bağımsız bir tüzel kişiliği bulunmadığından sona ermenin tespiti söz konusu olmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle CHP Kurultaylarına yönelik olarak, çeşitli kanunlara aykırılık nedeniyle Türk Medeni Kanununun 83’üncü maddesine dayalı olarak açılan davalarda 2820 sayılı Kanun’un 104’üncü maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesinin görevli olması gerektiği düşüncesindeyim.

Sonuç olarak, Derneklerle ilgili olarak Türk Medeni Kanununun Sulh Hukuk Mahkemesini açıkça görevli kıldığı 87’nci maddeye dayalı davalarda dahi siyasi partiler söz konusu olduğunda Anayasa Mahkemesi görevli kılınmış iken, görevli mahkemenin açıkça belirlenmediği 83’üncü madde kapsamındaki davalarda Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli sayılması şeklen hukuka uygun görünse de doğru değildir. Bu konuyu açıklığa kavuşturacak ve siyasi partilerin hukuki güvencelerini daha açık şekilde teminat altına alacak yasal düzenlemenin 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunda yapılması gerekmektedir. İlk derece mahkemeleri tarafından verilen tedbir niteliğindeki kararlarla siyasi partilerin organ kararlarının geçersiz kılınması Anayasamızın öngördüğü demokratik düzene aykırıdır.

Av. Erkin ETİKE